Duyurular
author

Cengiz KILINÇ

KİTABIN ORTASINDAN

Din Görevlisi

İSLAM’IN İLK EMRİ

İnsan Allah tarafından yaratılmıştır ve varlığını Yaratıcı’ya borçludur. O, yaradılışı icabı kötü değildir, fakat cehaleti sebebiyle bir şekilde kötülük işleyebilmektedir. Bu yüzden insanın bilgi ve eğitime ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaca binaen vahiy ‘’İkra’’’ Oku’’ emriyle başlamıştır.

Dünyaya hiçbir şey bilmez halde gelen insan hayatta kendisi için gerekli olan bilgileri sonradan öğrenir. Demek ki insana rehberlik edilmesi, başkalarıyla münasebetlerini düzenli biçimde sağlayacak değerlerin ona öğretilmesi gerekmektedir. İşte bunların hepsi eğitimle gerçekleşir. Bundan dolayı yüce Allah, insanı yaratmakla yetinmemiş, ayrıca ona kalemle yazmayı ve bilmediği şeyleri öğretip onu Kur’an’la eğitmiştir.

Her çağın şaşmaz rehberi olan Kur’an, insanları bilgilendirici ve eğitici ayetlerle doludur. Onun temel amaçlarından biri de, insanı aklen ve ahlaken Allah’a yöneltip onu kötülüklerden ve cahilce davranışlardan alıkoymaktır.

Kur’an’da ilim kelimesi, ‘vahiy yoluyla verilen kesin ve doğru bilgi’ anlamında kullanılır.
İlim, bir şeyi veya gerçeği tam olarak bilmektir. Bunun için delili olan bilgiye ilim denir. Bilgini pratik alanı ve anlamı ise bilineni uygulamaktır. Kur’an bilimsel bilgiden ziyade bilginin nasıl bir amaç için kullanılacağı üzerinde durur; o, aklın doğru kullanılmasına rehberlik ve doğru davranışa ikna eder. Bu da insanı eğitmek demektir.

Eğitim, insanın doğuştan getirdiği yeteneklerini geliştirme ve şekillendirme; onu, din ve dünya ile ilgili vazifelerini hakkıyla yapabilecek duruma getirme faaliyetidir.

Eğitimin esas amacı, bedenin ve aklın geliştirilmesi, iradenin güçlendirilerek terbiye edilmesidir.
Sevgili Peygamberimiz, kendisinin bir muallim olarak gönderildiğini ve esas vazifesinin bu olduğunu ifade buyurmuşlardır. Bir gün mescide girince halka hâlinde oturmuş iki grupla karşılaştı. Gruplardan biri Kur’an-ı Kerim okuyor ve Allah a duâ ediyordu. Diğeri ise ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Bunu gören efendimiz: “Bunların hepsi hayır üzeredirler. Şunlar Kur’ân-ı Kerîm okuyor ve Allah a duâ ediyorlar. Allah dilerse onlara istediklerini verir, dilerse vermez. Şunlar da ilim öğrenip öğretiyorlar. Ben de ancak bir muallim olarak gönderildim” buyurdu .

Muhatabın, meseleyi kolayca anlayıp uygulayabilmesi açısından en faydalı metod tatbiki yapılanıdır. Bir adam efendimize gelerek:
_ Yâ Rasulallah! Abdest nasıl alınır, diye sordu. Allah Rasûlü hemen bir kapla su istedi. Ellerini, yüzünü, kollarını üçer kez yıkadı. Ardından başını meshetti. İşaret parmaklarını kulaklarına sokarak baş parmakları ile kulaklarının dışını, işâret parmaklarıyla da içini meshetti. Sonra da ayaklarını üç kez yıkadı ve:
“_ İşte abdest bu şekilde alınır. Bundan eksik veya fazla yapan kimse yanlış yapmış olur” buyurdu.

Sevgili Peygamberimiz her ne sebeple olursa olsun muhatab olduğu insanlara, kadın-erkek, genç-ihtiyar demeden mutlaka değer verirdi. Onlara hep gönüllerini ferahlatacak, kendilerine olan güveni artıracak konuşmalar yapardı.

Hz. Enes in haber verdiğine göre Rasûlullâh bir kimseye rastladığı zaman onunla konuşur, o kişi ayrılmadıkça da yüzünü ondan çevirmezdi. Musâfaha yaptığında, o kimse elini çekmeden elini çekmezdi. İnsanları küçük gören ve alaya alan bir söz, efendimizin ağzından çıkmamıştır. Onun nazarında mü’min her hâliyle kıymetli idi. Peygamber Efendimiz, muhatabına, sahip olduğu güzel haslet ve faziletleri zikrederek iltifatta bulunur, onun gönlünü kazanır, böylece ya hidâyetine veya İslâmî hakikatleri öğrenmesine vesile olurdu.

Paylaşım Linkleri

Yorum

Yorum Bırak